haşimişcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haşimişcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2018 Cuma

1. PEREC’İN REHBERLİĞİNDE, SCARPA’NIN VE PEHLİVANİDİS’İN İZİNDE ATATÜRK CADDESİ-“DİKKATE DEĞER OLAN ŞEYLERİ GÖRMEYİ BİLİYOR MUYUZ??”

Olgunlaştıkça, romanlardan biraz uzaklaşmaya başladım… araştırma, gezi, sosyoloji kitaplarını daha çok seviyorum…

Hani şu hiç "e" harfi kullanmadan koskoca bir kitap yazan ve Paris şehrini tüketen😊 George Perec’i sevdiğimi yazmıştım daha önce... Perec, mekanı feşmekan anlattığı kitabında “… ben bir şehir insanıyım… şehirlerde doğdum, büyüdüm ve yaşadım… şehre aitim… şehirde evimdeyim…” diyor ve “benim şehrim” olarak kendince Paris’i tarif ediyor…
Benim de Paris’im, kendimi evimde hissettiğim şehir tabii ki Antalya😊 onun Paris’te gezindiği gibi ben de, araba kullanmadan yürüyorum şehrin caddelerinde, sokaklarında… boş kaldıkça, internetten, oradan buradan bulduğum eski fotoğraflarına bakıyorum bilgisayarda, tablette…

Tablette bakmasını daha çok seviyorum… çünkü, netliği olanak verdikçe, fotoğrafları yakınlaştırıp, detaylardaki sırları, hikayeleri görebiliyor, yürüdüğüm, gezdiğim mekanları, geçmişiyle kıyaslayabiliyorum… ama fotoğraflar, eski ve çoğunlukla orijinal olmadığından, düşük çözünürlükleri nedeniyle, tarihleri, insan yüzlerini seçemiyorum bakarken😊

Atatürk caddesine ait, 1930’lu yılların ortalarına ait olduğunu tahmin ettiğim ve daha önce görmeme rağmen, içindeki hikayeyi yeni fark ettiğim fotoğrafı da böylelikle keşfettim…
Daha önceleri, bu fotoğrafa hep, Atatürk caddesi çevresindeki evler, ortasındaki su kanalı ve Antalya Lisesi binaları olarak bakıyordum… ama lisenin yanındaki evlerden birisinin kapısının yarı açık ve bacağının birini dışarı uzatmış, Üçkapılar'ın olduğu tarafa bakan çocuğu, fotoğrafı yaklaştırınca fark ettim ve çok heyecanlandım… kim bilir kimdi bu çocuk??? 
 
 
Bu kadar dikkatli baktığı yerde, yolun lise tarafındaki kısmında yürüyen, sohbet eden insanlar nereden gelip, nereye gidiyordu?? Karşı taraf da yol çalışması mı vardı?? 
  
 
Çocuğun eşiğinde oturduğu bina onun evi miydi?? Kapı üzerinde asılı olan ve her türlü yöntemi denememe rağmen çözemediğim, ama bir kadının betimlendiği resim bir reklam afişi miydi?? Yoksa, çocuğun oturduğu binanın üst katı ev, alt katı dükkan mıydı?? dükkan ise ne dükkanıydı???
     
Bu bina ile Lisenin arasında yer alan binanın cumbasından çıkan bayrak direğine ve kapı üzerindeki, yine okuyamadığım afişe bakıldığında bu bina liseye mi aitti?? Resmi kurumlardan birisi miydi?? Öyleyse hangisiydi??
    
Yani, neredeyse her gün kullandığım bu caddede, geçmişe ait fark etmediğim, bir sürü merak uyandıran soru?? Cevapları bulundukça belki bütünü oluşturacak parçalar…

“Dikkate değer olan şeyleri görmeyi biliyor muyuz?? Hayır bilmiyoruz!..” diyordu Perec… Evet bilmiyordum… bu sokağın tarihini??, niçin yapıldığını???, neye yaradığını???, insanları, arabaları, işyerlerini, dükkanları, kafeleri, hikayeleri... bilmiyordum gerçekten…

O kadar bildiğimi sandığım, ama bilmediğim cevaplar neredeydi peki?? bulmalıydım onları… en azından bulabildiğimi... belki de çoktan bulunmuştu cevapları, birileri yazmıştı bir yerlerde... ama benim cevaplarım, benim yazacağım hikayede olmalıydı... bana göre...

Perec gibi, şehrin bir parçasını, Atatürk caddesini deşifre etmeliydim bende...

Nasıl yapacağımı az çok Doğu Garajından biliyordum… Scarpa yine bana yol gösterebilirdi… hava fotoğrafları da vardı… biraz halihazır harita da… onlara ilave olarak, Atatürk caddesinde bir de Pehlivanidis rehberlik yapacaktı bana… Çünkü o, mübadeleden önceki Antalya’yı anlatmıştı kitabında… ama bunun için yunanca bilmem gerekiyordu… Bunun da çözümü sevgili Işılay ve onun hiç tanışmadığım Yunanlı arkadaşı Leo olabilirdi😊 İtalyanların işgal döneminde yazdığı bir şeyler varsa ve ben de bir şeyler bulursam Michele yardımıma koşardı… İtalyandı, ne de olsa😊Eski Osmanlıca yazılarda da ihtiyaç duyarsam eğer Üniversiteden Mahmut Demir her zaman yardım edeceğini söylüyordu😊

Antalya ile ilgili şeriyye sicilleri ve yüksek lisans, doktora tezleri… kitaplar... makaleler… gazeteler… dergiler de benim işimdi… Keşfe hazırdım o zaman😊

Atatürk Caddesi, Dönerciler çarşısı köşesinden başlayarak Kaleiçi eski yerleşimini çevreleyerek Yenikapı’da, eski Halkevi-Büyükşehir Belediyesi binasının da yer aldığı, Antalya’nın kent müzesine konu olacak, kentin ilk parkı olan Karaalioğlu Parkının miradorunda Akdeniz ve Beydağlarıyla buluşuyor…
Antalya kent merkezinin yoğun kullanıldığı yaya akslarından birisi olan cadde, her daim cıvıl cıvıl... Kaleiçi yerleşimine ulaşımı sağlayan giriş-çıkış noktaları, Hadrianus (Üçkapılar) Kapısı, Dönerciler Çarşısı, Karakaş Camisi, Vakıf İşhanı, Antalya Lisesi, Yenikapı (Gavur) Hamamı, Yenikapı, Tramvay Aksı, birçok cafe, mağaza gibi kent belleğinde yer etmiş imgeler, hep bu cadde üzerinde… 
Yine antik Attalia/Adalia kentinin en önemli imgelerinden olan dış surların ayakta kalabilenlerini ve su kanalını bu caddede görmek mümkün…
Cadde üzerinde yer alan bu kent imgelerinden bazıları 1934 tarihli Antalya haritasında da numaralandırılmış...
Antalya kentinin ilk yerleşim alanı Kaleiçi… kentte, ağırlıklı olarak Müslüman ve Rum, biraz da Ermeni nüfus yaşıyormuş...

Tüm Osmanlı kentleri gibi Antalya kent merkezi de kozmopolitmiş o dönemler... Rumlar, Ermeniler, Museviler, Müslüman halk ile birlikte herhangi bir sorun yaşamadan hayatlarını sürdürüyorlarmış…
Rumlar ve Ermeniler ağırlıklı olarak Balıkpazarı burcundan geçen iç sur hattının doğusunda; Müslümanlar batısında yoğunlaşmışlar… Müslümanların yaşadığı kesimde Rumlar oturmazken, Rumların yaşadığı mahallelerde, Müslüman evleri de yer alıyormuş... Müslümanların, Devlet erkanının Cuma namazlarını kıldığı, Korkut Camii (Cumanun Camii/Kesik Minare) de, Rumların mahallesinde konumlandırılmış...
Osmanlı hakimiyetinden sonra oluşan güvenlik ortamı içinde, sur içindeki nüfus 15. yüzyıl sonlarından itibaren sur dışına taşınmaya başlamış… ilk ayrılan nüfus Müslümanlar olmuş ve surun dışında Kalekapısı çevresine doğru yayılmışlar…
Rum nüfus ise 1800’lerin sonlarına kadar surun içerisinde, kapalı yaşamaya devam etmiş ama nüfusun artması ve sur içindeki mahallelere artık sığmaması nedeniyle, 1800’lerin sonlarına doğru surun dışında Rumlar için yeni yerleşim alanlarına ihtiyaç duyulmuş... Bu süreçte kentte kolera salgını da hakimmiş ve sur dışında, Yenikapı da, bugün Atatürk caddesinin sınırlandırdığı Haşimişcan olarak bilinen, o dönem Rabetiye (Rağbetiye), daha sonra Yeni olarak adlandırılan çevrede bir Rum Mahallesi oluşmaya başlamış…
16 ağustos 1895 tarihinde sur içinde Rumların yaşadığı kısımda çıkan bir yangın yaklaşık 500 ev, Rum Kız Mektebi, Metropolitlik binası, kiliselerin yanmasına neden olmuş ve binlerce kişi evsiz kalmış... yangında ayrıca Cumanun Camii ve minaresinin külah kısmı da yanmış… caminin kalıntıları günümüze kesik minaresiyle birlikte ancak taşınabilmiş...
1800’lerin başlarına ait bir Antalya haritasında, Surlar ayakta ve Üçkapılar dahil olmak üzere, Kaleiçi’ne doğudan girişi sağlayan kapılar kapalı durumda... Haritada, Üçkapılar'ın karşısında, Karakaş Camisi ve çevresindeki birkaç yapı dışında, bugünkü Atatürk Caddesi ve Haşimişcan Mahallesi, Yenikapı tamamen boş ve tarla görünmekte iken, 1892 yılından sonraki Şeriyye sicillerinde Rabetiye Mahallesi, Antalya mahalleleri içerisinde yerini almaya başlamış… yangın sonrasında bu mahallenin gelişimi de hızlanmış...
Böylelikle, Kaleiçi’nde, iç surun güneyi ve dış surun Karakaş Camisine kadar olan doğu kesimi, kiliseleri, hamamı, okullarıyla Rumların çoğunlukta bulunduğu, Ermenilerin ve nadir de olsa Müslümanların yaşadığı bir bölge haline gelmiş…
Scarpa tarafından hazırlanan 1920 tarihli haritalarda, doğusundaki Rabetiye Mahallesi ile birlikte bugün Atatürk Caddesi adıyla anılan cadde belirgin olarak gösteriliyor...
Scarpa, haritasında Atatürk caddesini, çevresiyle birlikte gösterse de, bana caddeyi ev ev anlatan kişi Pehlivanidis’di…

Yorgo Pehlivanidis, Antalya’da doğmuş, yaşamış ve mübadele sonrası 1922 yılında Antalya’dan ayrılmış... buna rağmen kalbinden, zihninden Antalya’yı çıkaramamış… 1961 yılında ailesiyle birlikte Antalya’ya tekrar gelmiş ve 1989 yılında, mübadeleden önceki Antalya’yı hatırladığı kadarıyla anlattığı, “Antalya ve Antalyalılar” adıyla  iki ciltten oluşan bir kitap yayınlamış…
Bu kitapta, Pehlivanidis, kentle ilgili, mahallesiyle ilgili hatırladıklarını anlatırken, Apostolos K. Barbaoğlu’nun çizimleriyle bu anlatımları desteklemiş…

Pehlivanidis’in 1920 yılında Antalya kent merkezinde yaptığı hayali bir gezintiyle bir bütün olan çizimlerden birinde kent merkezi genel hatlarıyla anlatılıyor...
Diğer bir çizim de ise, aynı dönemde Rumların,  yani yazarın kendi ailesinin ve çevresinin yaşadığı Kaleiçi’nin güney kısmı ve Atatürk Caddesi ile Rağbetiye Mahallesi, Yenikapı gösteriliyor... Pehlivanidis, kendi mahallesindeki her bir yapıyı bu çizim üzerinde numaralandırtıp, sahibini ve fonksiyonunu metin olarak anlatmış kitabında…
Bu çizimin, bu kadar detayda Atatürk Caddesi çevresini içeriyor olması, benim için Scarpa haritalarının üzerine geçen bir durumdu…

Her ne kadar Yunanca bilmesem de, koca yol, kuyu önü, Yenikapı gibi belli kelimeleri harita üzerinden çıkarabiliyordum ama haritadaki numaralarla metni karşılaştırabilmem, bilmediğim kelimeleri çözümleyebilmem için Işılay’ın ve arkadaşı Leo’nun yardımına ihtiyacım vardı ve o yardım gecikmeden geldi… isimlerin yazıldığı bu haritayı, artık Türkçe ve kendime göre düzenlemek kalmıştı😊
2. BÖLÜM... PEREC’İN REHBERLİĞİNDE, SCARPA’NIN VE PEHLİVANİDİS’İN İZİNDE ATATÜRK CADDESİ-“CUMHURİYETİN KURUCUSUNUN ADINI ALAN CADDE”

6.PEREC’İN REHBERLİĞİNDE, SCARPA’NIN VE PEHLİVANİDİS’İN İZİNDE ATATÜRK CADDESİ-“RAĞBET ÇOKTU HERHALDE”

Ağırlıklı olarak Hıristiyanların yaşadığı ve Yenikapı’ya kadar uzanan Yeni Mahallenin adı, Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kayıtlarda “Rabetiye/Rağbetiye” şeklinde kayıtlı…
Antalya’nın ilk mimarı Tarık Akıltopu, ailesiyle otururken annesi sıkılmış ve çok zayıflamış... bu durumdan endişe eden babası Rum mahallesi olan Yenikapı'dan bir room (Rum) doktor getirmiş... doktor anneyi muayene ederek "Hanumi, sen burada çok sıkılmışsın, seni Yenikapı'ya bizim mahalleye taşıyalım" demiş ve Yeni Mahalleye taşınmışlar… doktor anneye Anastabla isimli bir Rum bakıcı bulmuş ve bu kadın sütlerle, yumurtalarla besleyerek Akıltopu’nun annesini iyileştirmiş…

Akıltopu'nun anılarında, eğlenceli olduğundan bahsettiği Yeni Mahalle, kayıtlarda Rağbetiye olarak geçen Mahalleden başkası değil, tabii ki...

Lütfü Gökçeoğlu’nun belediye başkanlığı yaptığı dönemde Antalya’ya Vali olarak atanan Haşim İşcan, 20 şubat 1940-8 ağustos 1945 tarihleri arasında görev yapmış ve özellikle kentteki imar faaliyetlerinde büyük emekleri olmuş… 
Kentin ilk ve hala en güzel parkı olan Karaalioğlu Parkı, onun çabasıyla düzenlenmiş...
29 şubat 1944 tarihinde, Antalya’yı güzelleştirme cemiyetinin yıllık kongresinde Rabetiye mahallesinin isminin Haşim İşcan olarak değiştirilmesi önerilmiş... 
3 nisan 1944 tarihli Belediye Meclisi kararıyla sayelerinde cennet kadar güzelleşen Yenikapı/Rabetiye Mahallesinin isminin Haşim İşcan Mahallesi olarak değiştirilmesine karar verilmiş…
Haşim İşcan Mahallesinin, Pehlivanidis zamanında “uzun yada koca yol” denilen Atatürk Caddesine cephe veren kısmında, Pandeloğlu Dimitri Ağa, İstavri Kahyaoğlu, doktor Politimos gibi varlıklı Hıristiyanlara ait, genelde iki katlı evler; Alati’nin eczanesi, Nikolaki Dimitriyadis’in fotoğrafçı dükkanı, Domeniko’nun İtalyan Lokantası, Vasilaki’nin fırını gibi dükkanlar sıralanıyormuş...

Cadde, sonundaki Yenikapı çevresiyle birlikte, ilk oluştuğu dönemden, 1970’li yıllara kadar üzerindeki iki katlı yapıları, cumhuriyetle birlikte yeniden düzenlenen su kanalıyla kentin en önemli ticaret, eğitim, idari, nezih ve eğlence mekanlarıyla adeta kentin gözbebeğiymiş…
Tam kıyaslamak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama  özellikle Hıristiyan nüfusun kentten ayrılmadan önceki dönemde cadde, Antalya’nın İstiklal Caddesiymiş…
20. yy. başlarında Nikola Melli’ye ait matbaada basılıp kırtasiyelerde satılan Antalya kenti kartpostallarında caddenin fotoğraflarına yer verilirmiş...

İtalyan askerleri işgal döneminde cadde de güç gösterisi yaparlarmış…
Rumların kentten ayrılmasından sonra da cadde şehrin en güzel mevkiisi olarak tarif edilirmiş... 
Devlet büyükleri kente geldiğinde, halkı bu cadde de selamlamış…
Atatürk kır koşuları bu cadde de gerçekleşirmiş…
Resmi geçit törenlerinde, festival kortejlerinde bu cadde kullanılmış…
1970’lere kadar mimari özelliklerini kaybetmeyen cadde üzerindeki yapıların 1920 yılındaki sahiplerini Pehlivanidis yazdığı kitapta anlatmış ve hazırlanan haritada binaları numaralandırmış…

Ben de kitap ve haritayı karşılaştırarak, sokak dokusunda değişiklik olmadığından üç aşağı beş yukarı doğru olduğunu tahmin ettiğim şekilde isimleri haritaya aktarmaya çalıştım...
Buna göre köşede, mezarlığın gerisindeki iki evin ardından sokak ve caddenin ilk bakkalı geliyor… bakkalın yanında Bakkaloğu’nun, sonrasında da Kiriakos Mazıoğlu’nun evi var...
Evlerin önünde, Scarpa haritalarında da görünen ince uzun bir şekilde mezarlık ve duvarı  uzanıyor...
Yolun karşısı Üç kapılardan itibaren sur, hendek ve onlarla yol arasında sınır oluşturan kavak ve servi ağaçlarıyla dolu… yol düzenleme çalışması başlamış durumda...
Kiriakos Mazıoğlu’nun evi bugün cadde üzerinde kalmış 2 katlı 3 evden birisi olan ve Burger King olarak kullanılan bina…

Eski fotoğraflara göre bu bina önce tek katlı olarak yapılıyor… binanın önünde  mezarlık ve duvarı var...
Bir sonraki fotoğrafta, yapı halâ tek katlı… mezarlık kaldırılmış...yolun karşısında biraz ağaç kesimi yapılarak surlar ve hendek açığa çıkartılmış… ayrıca Antalya lisesi binalarının bahçesinde görünen iki servi ağacından birisi de ne yazık ki kesilmiş…
1920‘lerin sonunda, evin ilk sahibi Kiriakos Mazıoğlu, mübadeleyle Yunanistan’a gidip, oradan da yeni sahibi Antalya’ya geldikten sonra eve 2. kat ilave edilmiş… 
Giriş kapısının üzerinde bulunan aslan kabartmalı taş, 1990’ların ortalarında yerinden sökülerek kaybolmuş…
Onarım sırasında yerine benzer bir taş yerleştirilmiş… şimdi yapı dış cephesiyle eski haline neredeyse birebir uyuyor… fonksiyona gelirsek, 2013 yılından itibaren artık gençlerin, dünyanın her yerinden insanların kullandığı bir dünya devi markanın, Burger King’in ev sahibi durumunda ve kabartmanın olduğu kapı üstünü markanın kırmızı harfleri süslüyor...
Tabii sadece bu yapı değil, onun karşısındaki yapı da bir başka dünya devinin hamburgercisi...
1930’ların sonlarındaki fotoğraf karelerinde yer almaya başlayan ve surlar yıkılarak yapılan bu yapı Mcdonalds’dan başkası değil... 
Bu yapının Üçkapılardan devam eden sur hattında, yıkılan burçlardan birisinin yerine yapıldığını fotoğraflar çok açık bir şekilde gösteriyor...
Kadri Yakut anılarında, 1940’lı yıllarda, sokaktaki su arıklarından mikrop kapıp tifoya yakalandığını, Atatürk caddesi üzerinde Mcdonalds binasında muayenehanesi olan Doktor Emin Beyin kendisini tedavi ettiğini anlatıyor…
İki katlı yapı, erken cumhuriyet dönemi mimarisine sahip… bu özellikleriyle sahiplerinin de talebi üzerine, 1994 yılının başlarında bahçesiyle birlikte koruma altına alınıp aynı yılın sonlarında Mcdonalds olarak işletmeye açılmış…
1958 yılının temmuz ayında, Atatürk Caddesi üzerinde muhallebici İbrahim Şendil’de dondurma yiyen 20 kişinin zehirlendiği Şelale Gazetesine haber olmuş… 

Google da İbrahim Şendil diye aradığımda ne ilginçtir ki Atatürk Caddesi No:38 çıkıyor ve bu adres Mcdonalds’ı işaret ediyor… o tarihlerde belki de burada bir muhallebici vardı kim bilir😊

7. BÖLÜM PEREC’İN REHBERLİĞİNDE, SCARPA’NIN VE PEHLİVANİDİS’İN İZİNDE ATATÜRK CADDESİ-“LİSE!... LİSE!... LİSE!...”